Taksir Nedir?
Taksirle öldürme suçunu anlayabilmek için, taksir kavramını bilmek elzemdir. Taksir, ceza hukukunda kişinin suç teşkil eden sonucu istememesine rağmen, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranması nedeniyle o sonuca neden olmasıdır. Daha açık anlatımla fail, meydana gelen neticeyi bilerek ve isteyerek gerçekleştirmez. Ancak hukuk düzeninin kendisinden beklediği dikkat seviyesine uymaz ve önlenebilir bir sonucun ortaya çıkmasına yol açar. Bu yönüyle taksir, kasttan ayrılır. Kastta netice istenir ya da en azından bilerek göze alınır. Taksirde ise netice arzu edilmez, fakat gerekli dikkat gösterilmediği için ortaya çıkar.
Türk Ceza Kanunu bakımından taksir, yalnızca kanunda açıkça düzenlenen hallerde cezalandırılır. Bu ilke önemlidir. Çünkü ceza hukukunda her kusurlu davranış otomatik olarak suç sayılmaz. Kanun koyucu, hangi fiillerin taksirli haliyle de cezalandırılacağını ayrıca belirler. Nitekim öldürme ve yaralama suçlarının taksirli biçimleri bu kapsamda en sık karşılaşılan örneklerdir. Dolayısıyla bir olayda taksirden söz edebilmek için hem dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı bir davranış bulunmalı hem de ilgili suçun taksirli halinin kanunda ayrıca yaptırıma bağlanmış olması gerekir.
Günlük hayattan verilecek basit örnekler, kavramın anlaşılmasını kolaylaştırır. Trafikte hız sınırını aşan bir sürücünün direksiyon hakimiyetini kaybedip ölüm veya yaralanmaya yol açması, iş yerinde zorunlu güvenlik tedbirlerini almayan sorumlunun ağır bir kazaya sebebiyet vermesi ya da mesleki kurallara uygun davranmayan bir kişinin telafisi mümkün olmayan bir netice doğurması taksir tartışmasını gündeme getirir. Burada ortak nokta şudur. Kişi sonucu istemez. Ne var ki dikkatli davranmış olsaydı bu sonucun önüne geçebilecek durumda olduğu kabul edilir.
Taksirin varlığından söz edebilmek için yalnızca kötü bir sonucun doğmuş olması yetmez. Öncelikle failin belli bir dikkat ve özen yükümlülüğü altında bulunması gerekir. Ardından bu yükümlülüğe aykırılık ile ortaya çıkan netice arasında neden sonuç ilişkisi kurulmalıdır. Başka bir anlatımla ölüm, yaralanma ya da başka bir zarar, failin kurala aykırı davranışının sonucu olarak meydana gelmelidir. Eğer netice, failin davranışından bağımsız bir nedenle ortaya çıkmışsa ceza sorumluluğu kurulamaz.
Öngörülebilirlik ölçütü ayrıca önem taşır. Ceza hukuku, kişiden hayatın olağan akışı içinde makul biçimde öngörebileceği riskleri hesaba katmasını bekler. Her insan her sonucu tahmin etmek zorunda değildir. Buna karşılık mesleği, tecrübesi, yaptığı işin niteliği ve somut olayın şartları dikkate alındığında fark edilmesi gereken bir tehlike varsa, buna rağmen gerekli önlem alınmamışsa taksirden söz edilebilir. Özellikle sürücüler, işverenler, doktorlar, şantiye sorumluları, teknik personel ve güvenlik yükümlülüğü taşıyan kişiler açısından bu değerlendirme daha da hassas yapılır.
Taksir kendi içinde basit taksir ve bilinçli taksir olarak iki ayrı düzlemde incelenir. Basit taksirde kişi neticeyi hiç öngörmez. Oysa dikkatli davransa öngörebilecek durumdadır. Bilinçli taksirde ise kişi neticenin meydana gelebileceğini öngörür, fakat gerçekleşmeyeceğine güvenir. Bu ikinci durumda kusurun ağırlığı artar ve ceza da buna göre yükselir. Özellikle ölümle sonuçlanan trafik kazalarında, aşırı hız, alkollü araç kullanma, kırmızı ışık ihlali veya açık tehlikeye rağmen sürüşe devam edilmesi halinde mahkemeler çoğu zaman bilinçli taksir ihtimalini ayrıca tartışır.
Öte yandan taksir kavramı yalnızca aktif bir hareketle ortaya çıkmaz. Kimi olaylarda yapılması gereken bir davranışın yerine getirilmemesi de taksirli sorumluluğa yol açabilir. Örneğin iş güvenliği ekipmanını temin etmemek, teknik bakım zorunluluğunu ihmal etmek, gerekli denetimi yapmamak ya da riskli bir durumda önleyici tedbir almamak da dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık sayılabilir. Bu nedenle taksir, sadece yanlış bir hareketten değil, gerekli müdahalenin yapılmamasından da doğabilir.
Yargılama aşamasında mahkeme, taksir olup olmadığını değerlendirirken soyut kabullerle hareket etmez. Olayın oluş biçimi, tarafların konumu, teknik raporlar, bilirkişi incelemeleri, kamera kayıtları, tanık beyanları ve meslek kuralları birlikte değerlendirilir. Özellikle ölümle sonuçlanan dosyalarda kusur oranı, yükümlülüğün kapsamı ve neticenin önlenebilir olup olmadığı ayrıntılı biçimde incelenir. Bu inceleme yapılmadan yalnızca sonuca bakılarak ceza sorumluluğu kurulması mümkün değildir.
Ceza hukuku bakımından taksir kavramının doğru anlaşılması büyük önem taşır. Çünkü bir olayın taksir kapsamında mı, bilinçli taksir düzeyinde mi, yoksa olası kast ya da doğrudan kast sınırında mı kaldığı verilecek cezanın miktarını doğrudan etkiler. Aynı zamanda nasıl savunma yapılması gerektiğini, bilirkişi incelemesinin yönünü ve dosyanın genel çerçevesini de belirler. Özellikle ölüm neticesinin bulunduğu dosyalarda taksir kavramının doğru kurulması, hem sanık hem de mağdur yakınları bakımından adil bir değerlendirme yapılmasının temel şartlarından biridir.
Taksirle Öldürme Suçu Nedir?
Taksirle öldürme suçu, bir kişinin öldürme kastı bulunmaksızın, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranışı nedeniyle başka bir insanın ölümüne neden olması halinde gündeme gelen suç tipidir. Türk Ceza Kanunu sisteminde bu suç, kastla işlenen öldürme fiillerinden ayrı bir yerde değerlendirilir. Çünkü burada fail, sonucu istemez. Buna rağmen hukuk düzeni, öngörülmesi ve önlenmesi mümkün olan bir neticenin meydana gelmesini cezasız bırakmaz.
Ceza hukukunda taksir denildiğinde, kişinin üzerine düşen dikkat, tedbir ve özen yükümlülüğünü gereği gibi yerine getirmemesi anlaşılır. Başka bir ifadeyle fail, hayatın olağan akışı içinde kaçınması gereken bir davranışı sergiler ya da yapması gereken bir önlemi almaz. Ölüm neticesi de bu ihmal veya kurallara aykırı hareketin ardından ortaya çıkar. Böylece kasten öldürme suçu oluşmaz, ancak şartları varsa taksirle öldürme suçu gündeme gelir.
Örnek vermek gerekirse, kırmızı ışık ihlali yapan bir sürücünün çarptığı kişinin hayatını kaybetmesi, gerekli iş güvenliği önlemlerini almayan işverenin denetim eksikliği nedeniyle ölüm meydana gelmesi ya da mesleki yükümlülüklere aykırı hareket eden bir kişinin ölüm sonucuna neden olması bu suç kapsamında değerlendirilebilir. Elbette her ölüm olayı doğrudan taksirli suç anlamına gelmez. Ceza sorumluluğunun doğabilmesi için davranış ile ölüm arasında hukuken kabul edilebilir bir neden sonuç bağlantısının bulunması gerekir.
En önemli ayrım, failin ölüm neticesini istememesi ile birlikte bu sonucu doğuran kurallara aykırı hareketinin bulunmasıdır. Kişi ölüm sonucunu bilerek ve isteyerek hareket etmişse artık taksirden değil, şartlarına göre kasten öldürmeden söz edilir. Buna karşılık neticeyi istememekle birlikte tehlikeyi öngörebilecek durumda olan, fakat gerekli özeni göstermeyen kişi bakımından taksirle öldürme suçu gündeme gelir.
Bu suç tipi en çok trafik kazaları, iş kazaları, tıbbi müdahale iddiaları, yapı güvenliği ihlalleri ve günlük yaşamda alınmayan basit ama hayati önlemler nedeniyle açılan dosyalarda karşımıza çıkar. Yargılama sürecinde yalnızca ölüm olayının meydana gelmiş olması yeterli görülmez. Mahkeme, failin hangi kurala aykırı davrandığını, bu ihlalin neticeyi doğurup doğurmadığını, öngörülebilirlik düzeyini ve kusurun ağırlığını ayrıca inceler.
Taksirle öldürme davaları, ilk bakışta basit gibi görünse de teknik yönü son derece güçlü dosyalardır. Trafik uzmanı, iş güvenliği uzmanı, adli tıp uzmanı veya farklı alanlarda bilirkişi incelemesi gerekebilir. Dosyanın seyri çoğu zaman kusur raporları, olay yeri tespitleri, kamera kayıtları, tanık anlatımları ve uzman görüşleri üzerinden şekillenir. Bu yönüyle suçun teorik tanımı kadar somut olayın teknik analizi de belirleyici hale gelir.
Belirtmek gerekir ki, taksirle öldürme suçu yalnızca fail bakımından değil, mağdur yakınları ve katılanlar bakımından da ciddi sonuçlar doğurur. Bir yanda hapis cezası tehdidi ve ceza yargılaması, diğer yanda destekten yoksun kalma veya maddi manevi tazminat süreçleri yer alabilir. Bu yüzden dosyanın daha ilk aşamasında suç vasfının doğru belirlenmesi, savunma ve iddia çizgisinin buna göre kurulması büyük önem taşır.
Taksirle Öldürme Suçunun Kanuni Dayanağı
Taksirle öldürme suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 85. maddesinde düzenlenmiştir. Kanun koyucu, insan hayatına yönelen bu fiili ayrı bir suç tipi olarak kabul etmiş ve kasten öldürme suçundan farklı bir yapı içinde ele almıştır. Bunun temel nedeni, failin ölüm neticesini istememesi, ancak dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranışı nedeniyle bu sonuca sebebiyet vermesidir.
Türk Ceza Kanunu m. 85 metni:
Madde 85 – (1) Taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Fiil, birden fazla insanın ölümüne ya da bir veya birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına neden olmuş ise, kişi iki yıldan on beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
İlk fıkrada tek bir kişinin ölümü halinde uygulanacak ceza gösterilmiştir. İkinci fıkrada ise neticenin daha ağır gerçekleştiği haller ayrıca düzenlenmiştir. Birden fazla kişinin hayatını kaybetmesi ya da ölümle birlikte yaralanma sonucunun ortaya çıkması halinde ceza aralığı belirgin biçimde yükselir. Böylece kanun koyucu, meydana gelen sonucun ağırlığını yaptırım sistemine doğrudan yansıtmıştır.
Yine de yalnızca 85. maddeye bakmak yeterli olmaz. Çünkü taksir kavramı, Türk Ceza Kanunu’nun genel hükümlerinde ayrıca tanımlanmıştır. TCK m. 22 de önem taşır. Anılan hüküm, taksir ve bilinçli taksir ayrımını ortaya koyar. Ölüm neticesine neden olan davranışın basit taksir düzeyinde mi kaldığı, yoksa bilinçli taksir niteliği taşıyıp taşımadığı cezanın belirlenmesinde doğrudan etkili olur.
TCK m. 22’nin ilgili kısmı:
Madde 22 – (2) Taksir, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir.
(3) Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır. Bu halde taksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarısına kadar artırılır.
Bu iki hüküm birlikte okunduğunda, taksirle öldürme suçunun yalnızca özel hüküm niteliğindeki 85. maddeden ibaret olmadığı görülür. Suçun varlığı, kapsamı ve cezası değerlendirilirken hem özel hüküm hem de genel hüküm birlikte dikkate alınır. Başka bir anlatımla 85. madde neticeyi ve temel ceza aralığını belirlerken, 22. madde taksir kavramının içeriğini ve bilinçli taksir halinde uygulanacak artırım sistemini açıklar.
Kanuni dayanak incelenirken dikkat edilmesi gereken bir diğer husus da, her ölüm olayının otomatik olarak taksirle öldürme suçu oluşturmayacağıdır. Ceza sorumluluğunun doğması için failin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı bir davranışının bulunması, bu davranış ile ölüm arasında neden sonuç ilişkisinin kurulması ve neticenin objektif olarak faile yüklenebilmesi gerekir. Yalnızca üzücü bir sonucun meydana gelmiş olması, tek başına mahkumiyet için yeterli kabul edilmez.
Ayrıca somut olayın özelliklerine göre başka kanuni düzenlemeler de davada önem kazanabilir. Trafik kazalarında Karayolları Trafik Kanunu ve ilgili yönetmelikler, iş kazalarında iş sağlığı ve güvenliği mevzuatı, tıbbi müdahale iddialarında mesleki standartlar ve sağlık mevzuatı değerlendirmeye dahil edilir. Bunun nedeni, dikkat ve özen yükümlülüğünün kapsamının çoğu zaman yalnızca ceza kanunundan değil, ilgili özel düzenlemelerden de anlaşılmasıdır.
Özellikle bilinçli taksir tartışmasının bulunduğu davalarda, failin öngörülebilir bir tehlikeye rağmen davranışını sürdürüp sürdürmediği ayrıca incelenir. Aşırı hız, açık güvenlik ihlali, teknik eksikliklerin bilinmesine rağmen faaliyete devam edilmesi veya açık risk karşısında önlem alınmaması gibi olgular, 22. maddenin üçüncü fıkrası kapsamında değerlendirilir. Bu da doğrudan ceza miktarını etkiler.
Taksirle Öldürme Suçunun Temel Halinin Cezası
Taksirle öldürme suçunun temel hali, Türk Ceza Kanunu’nun 85. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenmiştir. Buna göre taksirli bir davranışla bir insanın ölümüne neden olan kişi hakkında iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası öngörülür. Bu ceza aralığı, suçun temel biçimi bakımından kanunun çizdiği çerçeveyi oluşturur.
Dikkat edilmesi gereken ilk husus, ölüm sonucunun tek başına yeterli sayılmamasıdır. Mahkeme, doğrudan doğruya ölüm olayına bakarak ceza tayin etmez. Öncelikle failin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranıp davranmadığı incelenir. Ardından bu davranış ile ölüm neticesi arasında hukuken kabul edilebilir bir bağ bulunup bulunmadığı değerlendirilir. Ceza tayini ise bu tespitlerden sonra gündeme gelir.
Kanunda öngörülen iki yıl ile altı yıl arasındaki hapis cezası, her dosyada otomatik olarak aynı şekilde uygulanmaz. Hakim, somut olayın özelliklerine göre alt ve üst sınır arasında bir ceza belirler. Bu belirlemede kusurun ağırlığı, ihlal edilen dikkat yükümlülüğünün kapsamı, olayın meydana geliş biçimi, failin kişisel kusur düzeyi ve ortaya çıkan tehlikenin niteliği dikkate alınır. Örneğin çok daha hafif bir ihmal ile ağır ve açık bir kuralsızlık aynı şekilde değerlendirilmez.
Bir sürücünün anlık dikkatsizliği ile meydana gelen ölüm olayı ile uzun süreli, bariz ve ağır kurallara aykırı davranış sonucu doğan ölüm aynı ceza düzeyine götürmeyebilir. Benzer şekilde iş güvenliği alanında zorunlu önlemlerin büyük ölçüde ihmal edilmesi halinde kusur değerlendirmesi daha ağır yapılabilir. Bu yüzden ceza miktarı belirlenirken yalnızca sonuca değil, sonuca götüren davranışın niteliğine de bakılır.
Temel cezanın belirlenmesinde TCK m. 61 kapsamında genel ceza belirleme ölçütleri de önem taşır. Hakim, suçun işleniş biçimini, failin kusur yoğunluğunu, meydana gelen zararın ağırlığını ve olayın özelliklerini göz önünde bulundurarak temel cezayı tayin eder. Başka bir deyişle iki yıl alt sınır, altı yıl ise üst sınırdır. Somut olay bu aralıkta nereye oturuyorsa hüküm de buna göre kurulur.
Öte yandan her taksirle öldürme dosyasında yalnızca temel ceza ile yetinilmez. Dosyada bilinçli taksir bulunduğu kanaatine varılırsa ceza ayrıca artırılır. Yine birden fazla kişinin ölmesi ya da ölümle birlikte yaralanma meydana gelmesi halinde artık temel hal değil, kanunun daha ağır yaptırım öngören fıkrası gündeme gelir. Bu nedenle temel halin cezası anlatılırken, bunun suçun en sade görünümü için geçerli olduğunun bilinmesi gerekir.
Ceza tayini bakımından kusur raporları da büyük ağırlık taşır. Özellikle trafik kazalarında, iş kazalarında ve teknik uzmanlık gerektiren olaylarda bilirkişi incelemeleri dosyanın merkezine yerleşir. Yine de hakim bilirkişi raporuyla bağlı değildir. Rapordaki tespitleri diğer delillerle birlikte değerlendirir. Kamera kayıtları, tanık anlatımları, olay yeri incelemeleri, uzman görüşleri ve adli tıp verileri birlikte ele alınarak failin kusur durumu belirlenir.
Taksirle öldürme suçunun temel halinin cezası her ne kadar iki yıldan altı yıla kadar hapis olarak düzenlenmiş olsa da, ceza yargılamasında asıl mücadele çoğu zaman suç vasfı ve kusur derecesi üzerinde yaşanır. Çünkü olayın basit taksir olarak mı, bilinçli taksir olarak mı, yoksa daha ağır bir manevi unsurla mı değerlendirileceği doğrudan sonucu değiştirir. Bu yüzden savunma bakımından da katılan taraf bakımından da dosyanın teknik yönüne hakim olmak büyük önem taşır.
Ölümle sonuçlanan her olayın aynı hukuki sonuca götürmeyeceği unutulmamalıdır. Kimi dosyada kusur düşük kabul edilir, kimi dosyada ise açık ihlal nedeniyle ceza üst sınıra yaklaşır. Ceza hukukunun burada aradığı şey, meydana gelen neticenin adil biçimde faile yüklenip yüklenemeyeceğidir. Bu inceleme doğru yapılmadığında ya gereğinden ağır ya da gereğinden hafif bir yaptırım ortaya çıkabilir.
Bilinçli Taksir Halinde Ceza Artırımı
Bilinçli taksir, kişinin meydana gelebilecek neticeyi öngörmesine rağmen, bunun gerçekleşmeyeceğine güvenerek hareket etmesi halinde gündeme gelir. Taksirle öldürme suçunda bu ayrım son derece önemlidir. Çünkü fail, ölüm sonucunu istemez. Ne var ki sıradan bir dikkatsizlikten farklı olarak, tehlikeyi fark edebilecek durumda değildir demek mümkün olmaz. Tam tersine, riskin varlığını kavrar; buna rağmen davranışını sürdürür.
Türk Ceza Kanunu’nun 22. maddesinin üçüncü fıkrası, bilinçli taksir halinde taksirli suça ilişkin cezanın üçte birden yarısına kadar artırılacağını kabul eder. Bu artırım, taksirle öldürme bakımından doğrudan sonuç doğurur. Başka bir anlatımla, TCK m. 85 kapsamında önce temel ceza belirlenir, ardından somut olayda bilinçli taksir bulunduğu kanaatine varılırsa bu ceza ayrıca yükseltilir.
Burada önemli olan, failin tehlikeyi hiç öngörmemesi ile tehlikeyi öngörüp yine de hareketine devam etmesi arasındaki farktır. Basit taksirde kişi neticeyi düşünmez ya da yeterince fark etmez. Bilinçli taksirde ise tehlike zihninde belirir. Buna rağmen fail, sonucun doğmayacağına dair hatalı bir güven duyar. Ceza artırımının gerekçesi de budur. Kanun koyucu, öngörülen bir risk karşısında davranışın sürdürülmesini daha ağır kusur olarak kabul eder.
Trafik kazaları bu ayrımın en sık tartışıldığı alanlardan biridir. Örneğin aşırı hız yapan, alkollü şekilde direksiyon başına geçen, kırmızı ışık ihlalinde bulunan ya da açık görüş engeline rağmen tehlikeli manevra yapan sürücü bakımından bilinçli taksir değerlendirmesi gündeme gelebilir. Çünkü bu tür davranışlarda kişi, ölüm veya ağır yaralanma ihtimalini hayat tecrübesi gereği öngörebilecek durumdadır. Yine de çoğu dosyada sürücü, kazanın yaşanmayacağına güvenerek hareket ettiğini savunur.
İş kazalarında da benzer bir çizgi görülür. Koruyucu ekipman eksikliğinin bilinmesine rağmen çalışmaya devam edilmesi, yüksekten düşme riskine rağmen gerekli önlemlerin alınmaması, makinelerdeki açık tehlikelerin giderilmemesi veya daha önce uyarılmış bir eksikliğin görmezden gelinmesi halinde bilinçli taksir iddiası güç kazanabilir. Bu tür dosyalarda mahkeme, yalnızca ihmalin varlığına değil, riskin fail tarafından ne ölçüde bilindiğine de bakar.
Tıbbi müdahale nedeniyle açılan ceza davalarında da aynı ayrım önem taşır. Her tıbbi hata bilinçli taksir anlamına gelmez. Buna karşılık açık riskin fark edilmesine rağmen gerekli testlerin yapılmaması, hayati bir tehlike işaretine rağmen müdahalenin geciktirilmesi ya da kabul edilemez ölçüde riskli bir tercihte ısrar edilmesi halinde bilinçli taksir tartışması ortaya çıkabilir. Elbette bu değerlendirme teknik uzmanlık gerektirir ve çoğu zaman bilirkişi raporlarıyla desteklenir.
Bilinçli taksir ile olası kast arasındaki sınır da ayrıca dikkat ister. Her iki halde de fail bir tehlikeyi öngörür. Ayrım, netice karşısındaki içsel tutumda ortaya çıkar. Bilinçli taksirde fail, sonucun gerçekleşmeyeceğine inanır. Olası kastta ise neticenin meydana gelmesini kabullenir. Ceza miktarı bakımından fark çok büyük olduğu için, soruşturma ve kovuşturma sürecinde bu ayrım çoğu dosyanın merkezine yerleşir.
Mahkeme bilinçli taksir tespiti yaparken soyut varsayımlarla hareket etmez. Olayın oluş şekli, failin mesleki bilgisi, deneyimi, ihlal edilen kuralın açıklığı, riskin yoğunluğu, daha önce yapılmış uyarılar, teknik raporlar ve diğer tüm deliller birlikte değerlendirilir. Örneğin profesyonel sürücünün öngörebileceği bir tehlike ile sıradan bir kişinin fark etmesi güç olan bir risk aynı ölçüde ele alınmaz. Aynı şekilde uzmanlık gerektiren mesleklerde dikkat yükümlülüğü daha ağır kabul edilir.
Ceza artırımının oranı da otomatik değildir. Hakim, üçte bir ile yarı oranı arasında bir artırım belirlerken somut olayın özelliklerini dikkate alır. Riskin açıklığı, ihlalin ağırlığı, failin davranışını sürdürme biçimi ve kusur yoğunluğu bu aşamada önem taşır. Böylece bilinçli taksir yalnızca teorik bir nitelendirme olarak kalmaz; doğrudan cezanın miktarını yükselten bir unsur haline gelir.
Özellikle ölümle sonuçlanan dosyalarda bilinçli taksir değerlendirmesi savunmanın yönünü de belirler. Çünkü bir olayın basit taksir sınırında mı kaldığı, yoksa bilinçli taksir düzeyine mi ulaştığı yalnızca ceza süresini değil, hükmün açıklanmasının geri bırakılması, erteleme ve infaz rejimi gibi sonraki sonuçları da etkileyebilir. Bu nedenle dosyanın teknik verilerinin, kusur raporlarının ve delil yapısının dikkatle incelenmesi gerekir.
Taksirle öldürme suçunda bilinçli taksir, cezanın ağırlaşmasına yol açan önemli bir nitelendirmedir. Failin ölüm sonucunu istememesi onu tamamen korumaz. Eğer risk öngörülmüş, buna rağmen tehlikeli davranış sürdürülmüşse, artık sıradan taksirden daha ağır bir kusur alanına girilir. Ceza mahkemeleri de bu nedenle bilinçli taksir iddiasını her dosyada ayrıca ve özenle tartışır.
Birden Fazla Kişinin Ölümü veya Ölümle Birlikte Yaralanma Halinde Ceza
Taksirle öldürme suçu her zaman tek bir kişinin ölümü ile sınırlı kalmaz. Kimi olaylarda aynı fiil birden fazla insanın hayatını kaybetmesine yol açar. Kimi dosyalarda ise ölüm neticesine ek olarak bir veya birden fazla kişi de yaralanır. Türk Ceza Kanunu, bu daha ağır sonuçları ayrıca düzenlemiş ve temel hale göre daha yüksek ceza öngörmüştür.
TCK m. 85/2 uyarınca, fiilin birden fazla insanın ölümüne ya da bir veya birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına neden olması halinde fail hakkında iki yıldan on beş yıla kadar hapis cezası verilir. Böylece kanun koyucu, neticenin genişlemesini ceza miktarına doğrudan yansıtmıştır. Temel halde üst sınır altı yıl iken, bu fıkrada üst sınır on beş yıla kadar çıkar.
Bu düzenlemenin arkasındaki mantığa göre, tek bir ihmal ya da kurala aykırı davranış, yalnızca bir kişinin değil, birden çok kişinin yaşam hakkını ihlal edecek ölçüde ağır bir sonuç doğurmuşsa, cezanın da buna uygun biçimde artması gerekir. Özellikle zincirleme trafik kazaları, toplu iş kazaları, bina çökmesi, yangın, patlama, servis taşımacılığı kaynaklı kazalar ve toplu taşıma olayları bu fıkranın en sık uygulandığı alanlar arasında yer alır.
Örneğin hatalı sollama yapan bir sürücünün karşı şeritten gelen araçla çarpışması sonucunda birden fazla kişinin ölmesi halinde artık temel hal değil, doğrudan TCK m. 85/2 gündeme gelir. Aynı şekilde iş yerinde alınmayan güvenlik önlemleri nedeniyle bir işçinin ölmesi ve birkaç işçinin de yaralanması halinde bu ağır neticeli fıkra uygulanır. Burada önemli olan, tek bir taksirli davranışın birden çok kişiyi etkileyen bir ölüm ve yaralanma tablosu doğurmuş olmasıdır.
Bir kişinin ölmesi, başka kişilerin de yaralanması halinde yaralanan her kişi için ayrıca ayrı suç kurulup kurulmayacağı da zaman zaman tartışılır. Kanun bu noktada özel bir birleşik yapı kurmuştur. Yani ölüm ve yaralanma aynı taksirli fiilin sonucu olarak birlikte ortaya çıkmışsa, olay TCK m. 85/2 kapsamında tek başlık altında değerlendirilir. Bu yaklaşım, aynı fiilden doğan sonuçların tek bir ağırlaştırılmış suç tipi içinde toplanmasını sağlar.
Her dosyada 85. maddenin ikinci fıkrasına gitmek için yalnızca çok sayıda mağdur bulunması yeterli değildir. Ölüm ve yaralanma neticelerinin aynı taksirli davranıştan kaynaklanması gerekir. Başka bir anlatımla failin davranışı ile tüm sonuçlar arasında hukuken kabul edilebilir bir neden sonuç bağı kurulmalıdır. Eğer yaralanma ya da ölüm neticesi, sanığın eyleminden bağımsız başka bir nedenin ürünü ise fıkra uygulanamaz.
Ceza aralığının iki yıldan on beş yıla kadar hapis olarak belirlenmiş olması, hakime geniş bir takdir alanı bırakır. Bu alan gelişigüzel kullanılmaz. Mahkeme, olayın oluş biçimine, kusurun yoğunluğuna, ihlal edilen yükümlülüğün kapsamına, riskin büyüklüğüne, ölen ve yaralanan kişi sayısına ve failin kişisel kusur durumuna göre temel cezayı belirler. Çok ağır ihmal ile nispeten sınırlı kusurun aynı düzeyde değerlendirilmesi mümkün değildir.
Özellikle toplu sonuç doğuran kazalarda bilirkişi raporları daha da önem kazanır. Trafik uzmanları, iş güvenliği uzmanları, makine mühendisleri, inşaat mühendisleri, adli tıp uzmanları ve olayın niteliğine göre farklı teknik alanlardan bilirkişiler devreye girer. Mahkeme, yalnızca ölüm ve yaralanma sayısına bakmaz. Bu neticelerin hangi ihlalden doğduğunu, önlenebilir olup olmadığını ve kusurun kimde yoğunlaştığını ayrıntılı biçimde inceler.
Bu fıkra bakımından bilinçli taksir ihtimali de ayrıca önem taşır. Eğer birden fazla ölüm veya ölümle birlikte yaralanma sonucunu doğuran olayda failin riskleri öngördüğü halde davranışını sürdürdüğü tespit edilirse, önce TCK m. 85/2 kapsamında ceza belirlenir, ardından bilinçli taksir artırımına gidilir. Böyle bir durumda yaptırım çok daha ağır hale gelebilir. Bu yüzden nitelendirme tartışması çoğu kez cezanın merkezini oluşturur.
Bu ağır neticeli halde ceza miktarı yükseldiği için, hükmün açıklanmasının geri bırakılması, erteleme, seçenek yaptırım ve infaz rejimi bakımından ortaya çıkan sonuçlar da değişebilir. Dolayısıyla olayın 85/1 kapsamında mı yoksa 85/2 kapsamında mı değerlendirileceği yalnızca teorik bir ayrım değildir. Dosyanın tüm ceza muhakemesi dengesini etkileyen belirleyici bir ayrımdır.
Birden fazla kişinin ölümü veya ölümle birlikte yaralanma hali, taksirle öldürme suçunun daha ağır yaptırıma bağlanan görünümüdür. Tek bir dikkatsizlik, daha geniş bir zarar alanı doğurmuşsa ceza da buna paralel biçimde yükselir. Bu nedenle özellikle çok mağdurlu dosyalarda suç vasfının doğru belirlenmesi ve teknik kusur incelemesinin dikkatle yapılması büyük önem taşır.
| Fiilin Niteliği | Uygulanan Hüküm | Ceza Aralığı |
|---|---|---|
| Taksirle bir kişinin ölümüne neden olma | TCK m. 85/1 | 2 yıldan 6 yıla kadar hapis |
| Birden fazla kişinin ölümüne neden olma | TCK m. 85/2 | 2 yıldan 15 yıla kadar hapis |
| Bir veya birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına neden olma | TCK m. 85/2 | 2 yıldan 15 yıla kadar hapis |
| Bilinçli taksir halinde temel ceza üzerinden artırım | TCK m. 22/3 | Cezada üçte birden yarısına kadar artırım |
Taksirle öldürme suçu bakımından ceza sistemi, neticenin ağırlığına ve failin kusur derecesine göre değişir. Tabloda da görüldüğü üzere kanun, önce suçtaki temel hali ayrı düzenlemiş, daha ağır sonuçlar doğuran durumlar için ise daha yüksek bir yaptırım öngörmüştür. Böylece tek bir kişinin ölümüne neden olunan olay ile birden fazla kişinin yaşam hakkını ihlal eden olay aynı ceza düzleminde değerlendirilmemiştir.
Özellikle bilinçli taksir hali, tabloyu okurken ayrı bir dikkat gerektirir. Çünkü burada kanunda bağımsız bir ceza aralığı belirlenmez. Önce somut olay bakımından temel ceza saptanır. Daha sonra failin neticeyi öngördüğü halde davranışını sürdürdüğü kabul edilirse, belirlenen bu ceza üzerinden artırım yapılır. Bu nedenle bilinçli taksir, tablodaki diğer satırlar gibi tek başına bir suç tipi değil, cezayı ağırlaştıran bir nitelendirme olarak düşünülmelidir.
Yine de tablo, yalnızca genel çerçeveyi gösterir. Mahkeme her dosyada otomatik olarak aynı cezayı vermez. Hakim, olayın meydana geliş biçimini, kusurun yoğunluğunu, ihlal edilen dikkat yükümlülüğünün kapsamını, ölen ve yaralanan kişi sayısını, teknik raporları ve diğer delilleri birlikte değerlendirerek ceza tayin eder. Başka bir ifadeyle tablo kanuni sınırları ortaya koyar, somut cezayı ise dosyanın özellikleri belirler.
Özellikle trafik kazası, iş kazası ve tıbbi müdahale kaynaklı dosyalarda tablo ilk bakışta sade görünse de, uygulama o kadar basit işlemez. Bir olayda temel hal mi vardır, yoksa TCK m. 85/2 mi uygulanmalıdır sorusu teknik inceleme gerektirir. Aynı biçimde bilinçli taksir tartışması da doğrudan ceza miktarını yükseltebilir. Bu nedenle tablo, pratik bir yol haritası sunar. Ancak kesin sonuç için her dosyanın kendi olguları içinde ayrı değerlendirilmesi gerekir.
Taksirle Öldürme ile Olası Kastla Öldürme Arasındaki Fark
Taksirle öldürme ile olası kastla öldürme arasındaki fark, failin neticeye yönelik iç tutumunda ortaya çıkar. Taksirde kişi ölüm sonucunu istemez. Hatta çoğu zaman bu sonucun doğmayacağına güvenir. Olası kastta ise kişi, ölüm ihtimalini öngörür ve buna rağmen hareketini sürdürür. Neticenin gerçekleşmesini kabullenmiş sayılır.
Bu ayrım, ceza miktarı bakımından son derece önemlidir. Çünkü taksirle öldürme suçu TCK m. 85 kapsamında değerlendirilirken, olası kastla öldürme halinde kasten öldürmeye ilişkin hükümler gündeme gelir. Dolayısıyla aynı olaya ilişkin hukuki nitelendirme değiştiğinde, yaptırım da belirgin biçimde ağırlaşır.
Örneğin sürücü, trafik kurallarını ihlal etmiş ancak ölüm neticesinin meydana gelmeyeceğine güvenmiş olabilir. Bu halde taksir ya da bilinçli taksir tartışılır. Buna karşılık kişi, ortaya çıkacak ölüm riskini açıkça görmesine rağmen bunu göze alarak davranışını sürdürmüşse olası kast değerlendirmesi gündeme gelir. Mahkeme bu ayrımı olayın tüm koşullarına, riskin yoğunluğuna ve failin davranış biçimine göre yapar.
Taksirle Öldürme ile Kasten Öldürme Arasındaki Fark
Taksirle öldürme ile kasten öldürme arasındaki temel fark, failin iradesinde yer alır. Kasten öldürmede kişi, mağdurun ölümünü bilerek ve isteyerek gerçekleştirir. Taksirle öldürmede ise ölüm sonucu istenmez. Netice, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranış nedeniyle ortaya çıkar.
Bu ayrım, suçun niteliğini ve ceza miktarını doğrudan değiştirir. Taksirle öldürme TCK m. 85 kapsamında değerlendirilirken, kasten öldürme TCK m. 81 ve devamı maddeler kapsamında çok daha ağır yaptırımlara bağlanmıştır. Bu yüzden soruşturma ve kovuşturmada failin neticeye yönelik iradesi dikkatle incelenir.
Örneğin bir kişiyi hedef alarak bilerek ölümüne neden olmak kasten öldürmedir. Buna karşılık kurallara aykırı ve dikkatsiz bir davranış sonucunda ölüm meydana gelmişse taksirle öldürme gündeme gelir. Mahkeme bu ayrımı olayın oluş biçimine, kullanılan araçlara, taraflar arasındaki ilişkiye ve tüm delillere göre belirler.
Trafik Kazasında Taksirle Öldürme Suçu
Trafik kazalarında taksirle öldürme, en sık karşılaşılan ceza davaları arasında yer alır. Hız sınırının aşılması, kırmızı ışık ihlali, alkollü araç kullanma, hatalı sollama, takip mesafesine uyulmaması ve direksiyon başında dikkat dağınıklığı bu suç bakımından en çok tartışılan nedenlerdir.
Her ölümlü trafik kazası otomatik olarak mahkumiyetle sonuçlanmaz. Mahkeme, sürücünün dikkat ve özen yükümlülüğünü ihlal edip etmediğini, ölüm neticesinin bu ihlalden kaynaklanıp kaynaklanmadığını ve kusurun derecesini inceler. Bu aşamada bilirkişi raporları, kamera kayıtları, fren izi, hız tespiti ve tanık anlatımları büyük önem taşır.
Kimi davalarda basit taksir, kimi dosyalarda ise bilinçli taksir tartışması gündeme gelir. Özellikle açık tehlikeye rağmen araç kullanmaya devam edilmesi halinde ceza daha ağır değerlendirilebilir. Bu yüzden ölümlü trafik kazalarında suç vasfının doğru belirlenmesi savunma bakımından belirleyici hale gelir.
Okumanızı öneririz: Ölümlü Trafik Kazalarından Doğan Tazminat İstemleri
İş Kazasında Taksirle Öldürme Suçu
İş kazasında taksirle öldürme, işverenin, şirket yetkilisinin, şantiye sorumlusunun veya iş güvenliği bakımından yükümlülük taşıyan kişilerin gerekli önlemleri almaması halinde gündeme gelebilir. Koruyucu ekipman eksikliği, denetim yetersizliği, eğitim verilmemesi ve açık tehlikelerin giderilmemesi en sık görülen nedenler arasındadır.
Ceza sorumluluğu kurulurken yalnızca ölüm sonucuna bakılmaz. Mahkeme, hangi yükümlülüğün ihlal edildiğini, bu ihlalin ölümle bağlantısını ve kusurun kimde yoğunlaştığını inceler. Bu nedenle iş güvenliği raporları, bilirkişi incelemeleri ve çalışma düzenine ilişkin belgeler dosyada büyük önem taşır.
Özellikle daha önce bilinen bir riskin giderilmemesi halinde bilinçli taksir tartışması da ortaya çıkabilir. Bu yüzden iş kazasına bağlı ölümlerde teknik inceleme kadar, iş yerindeki sorumluluk zincirinin doğru kurulması da belirleyicidir.
Tıbbi Müdahale Nedeniyle Taksirle Öldürme İddiaları
Malpraktis davalarının bir alt dalı olarak da kategorize edilebilen tıbbi müdahale nedeniyle taksirle öldürme iddiaları, doktorun veya sağlık personelinin mesleki dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davrandığı ileri sürüldüğünde gündeme gelir. Yanlış teşhis, gecikmiş müdahale, gerekli tetkiklerin yapılmaması veya açık risklerin göz ardı edilmesi bu dosyalarda en çok tartışılan başlıklardır.
Her kötü tedavi sonucu ceza sorumluluğu doğurmaz. Mahkeme, tıbbi standartlara aykırılık bulunup bulunmadığını, ölüm neticesi ile müdahale arasında bağ kurulup kurulamayacağını ve kusurun derecesini teknik raporlarla değerlendirir. Bu nedenle uzman bilirkişi incelemesi bu tür dosyalarda belirleyici olur.
Riskin önceden fark edilmesine rağmen gerekli adımların atılmaması halinde bilinçli taksir iddiası da gündeme gelebilir. Bu yüzden tıbbi müdahaleye bağlı ölüm dosyalarında hem tıp kuralları hem de ceza hukuku ölçütleri birlikte incelenir.
Taksirle Öldürme Suçunda Kusur İncelemesi ve Bilirkişi Raporları
Taksirle öldürme dosyalarında en önemli meselelerden biri kusurun kimde ve hangi ölçüde bulunduğudur. Mahkeme, ölüm sonucunun hangi davranıştan kaynaklandığını ve failin dikkat yükümlülüğünü ne şekilde ihlal ettiğini bu inceleme üzerinden belirler.
Bilirkişi raporları bu dosyalarda büyük önem taşır. Trafik kazalarında trafik uzmanları, iş kazalarında iş güvenliği uzmanları, tıbbi müdahale iddialarında ise ilgili branş uzmanları rapor düzenler. Kamera kayıtları, olay yeri bulguları, teknik belgeler ve tanık anlatımları da bu değerlendirmeye eşlik eder.
Yine de hakim bilirkişi raporuyla bağlı değildir. Raporu diğer delillerle birlikte değerlendirir ve son hukuki kararı kendisi verir. Bu yüzden kusur incelemesi, taksirle öldürme davalarının çoğunda dosyanın sonucunu doğrudan etkileyen temel aşamadır.
Taksirle Öldürme Suçunda Şikayet, Uzlaşma ve Dava Zamanaşımı
Taksirle öldürme suçu, şikayete bağlı suçlardan değildir. Savcılık, ölüm olayını öğrendiğinde resen soruşturma başlatır. Bu nedenle mağdur yakınlarının şikayetten vazgeçmesi, kural olarak ceza davasını kendiliğinden ortadan kaldırmaz.
Aynı şekilde bu suç, uzlaşma kapsamında da yer almaz. Uzlaşma, kanunda açıkça gösterilen suçlar bakımından uygulanır. Taksirle öldürme suçu bu kapsamda sayılmadığı için dosya uzlaştırmaya gönderilmez.
Dava zamanaşımı bakımından ise temel halde üst sınır altı yıl hapis cezası öngörüldüğünden, genel kural çerçevesinde sekiz yıllık dava zamanaşımı uygulanır. Daha ağır neticeli halde üst sınır on beş yıl olduğu için zamanaşımı süresi de buna göre daha uzun değerlendirilir. Zamanaşımı hesabında kesilme nedenleri ve somut dosyanın özellikleri ayrıca dikkate alınır.
Taksirle Öldürme Suçunda Görevli ve Yetkili Mahkeme
Taksirle öldürme suçunda görevli mahkeme, kural olarak Asliye Ceza Mahkemesidir. Çünkü 5235 sayılı Kanun’a göre, ağır ceza mahkemesinin görevleri dışında kalan ceza davalarına asliye ceza mahkemesi bakar. Ağır ceza mahkemesi ise kural olarak on yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlarda görevlidir. Taksirle öldürmenin temel halinde öngörülen ceza iki yıldan altı yıla kadar hapis olduğundan, dava çoğunlukla asliye ceza mahkemesinde görülür.
Yetkili mahkeme bakımından temel kural, suçun işlendiği yer mahkemesinin yetkili olmasıdır. Ceza Muhakemesi Kanunu m. 12 bu esası açık biçimde kabul eder. Bu nedenle ölümlü trafik kazasında kaza yerindeki, iş kazasında olayın meydana geldiği yerdeki, tıbbi müdahale iddiasında ise fiilin gerçekleştiği yerdeki mahkeme yetkili olur.
Dosyanın niteliğine göre yetki tartışmaları ortaya çıkabilse de, genel çerçevede görev asliye ceza mahkemesine, yer bakımından yetki ise suçun işlendiği yer mahkemesine aittir. Özellikle birden fazla yerle bağlantılı olaylarda soruşturma dosyasının oluş biçimi ve fiilin hangi yerde tamamlandığı ayrıca önem kazanır.
Taksirle Öldürme Suçunda HAGB, Erteleme ve Adli Para Cezasına Çevirme Mümkün mü
Taksirle öldürme suçunda HAGB, erteleme ve adli para cezasına çevirme her dosyada otomatik olarak uygulanmaz. Bu kurumların değerlendirilmesi, kurulan cezanın miktarına, suçun basit taksir veya bilinçli taksir niteliğine ve sanığın kişisel durumuna göre yapılır. HAGB bakımından esas düzenleme CMK m. 231’de, erteleme bakımından TCK m. 51’de, adli para cezasına çevirme bakımından ise TCK m. 50’de yer alır.
HAGB bakımından, kural olarak iki yıl veya daha az süreli hapis cezası ya da adli para cezası bulunması gerekir. Bu nedenle taksirle öldürme suçunda HAGB teorik olarak mümkün olabilir. Ancak somut olayda hükmedilen ceza iki yılın üstüne çıkarsa bu imkan ortadan kalkar. Ayrıca CMK m. 231 hükmü halen yürürlüktedir; buna karşılık Anayasa Mahkemesinin iptal kararı yayımlanmış olup kararın yürürlüğe girişi ileri tarihe bırakılmıştır.
Erteleme bakımından temel kural, sanık hakkında verilen hapis cezasının iki yıl veya daha az olmasıdır. Fail suç tarihinde on sekiz yaşından küçük ya da altmış beş yaşından büyükse bu sınır üç yıl olarak uygulanır. Bunun yanında daha önce kasıtlı bir suçtan belirli ölçüyü aşan mahkumiyet bulunmaması ve mahkemede yeniden suç işlemeyeceğine dair olumlu kanaat oluşması gerekir.
Adli para cezasına çevirme konusunda taksirli suçlar için ayrı bir özellik vardır. TCK m. 50 kapsamında, taksirli suçlardan verilen hapis cezaları, bilinçli taksir hariç olmak üzere, kısa süreli olmasa bile adli para cezasına çevrilebilir. Buna karşılık dosyada bilinçli taksir kabul edilirse bu imkan ortadan kalkar. Bu yüzden taksirle öldürme dosyalarında suç vasfı yalnızca hapis süresini değil, cezanın çevrilip çevrilemeyeceğini de doğrudan etkiler.
Av. Ramazan Sertan Safsöz
Not: Bu makale yalnızca bilgilendirme amacı taşımakta olup, somut davalar için alanında uzman bir avukattan profesyonel destek alınmalıdır.