İsmet Kaptan Mah. Sezer Doğan Sk. No: 4, MAB İş Hanı, 35210 Konak/İzmir

Kefalet Sözleşmesi Nedir?

20.07.2024
1.788
Kefalet Sözleşmesi Nedir?

Kefalet sözleşmesi, bir borcun ifa edilmemesi halinde üçüncü kişinin alacaklıya karşı sorumlu olmayı üstlendiği sözleşmedir. Bu sözleşme ile kefil, asıl borçlu borcunu ödemezse belirli sınırlar içinde borcu yerine getirmeyi kabul eder.

Günlük hayatta en sık kredi sözleşmelerinde, kira ilişkilerinde ve ticari işlemlerde karşımıza çıkar. Banka kredisi kullanılırken, işyeri kiralanırken veya ticari bir borç altına girilirken çoğu zaman kefil talep edilir. Bu nedenle kefalet sözleşmesi, bireyler açısından ciddi mali sonuçlar doğurabilecek bir hukuki taahhüttür.

Kefalet ilişkisi, asıl borca bağlıdır. Borçlu borcunu ifa ettiği sürece kefilin sorumluluğu doğmaz. Ancak borç ödenmezse alacaklı, kanunda öngörülen şartlar çerçevesinde kefile başvurabilir.

Kefil olmak çoğu zaman güven ilişkisi içinde gerçekleşir. Aile bireyleri, arkadaşlar veya iş ortakları arasında imzalanır. Buna rağmen kefalet, sadece güven ilişkisine dayanan basit bir imza değildir. Hukuki ve mali sonuçları ağır olabilir.

Bu nedenle kefalet taahhüdü altına girilmeden önce sözleşmenin kapsamı, sorumluluğun sınırları ve geçerlilik şartları dikkatle değerlendirilmelidir.

Kefalet Sözleşmesinin Hukuki Niteliği

Kefalet sözleşmesi, Türk Borçlar Kanunu’nda düzenlenen ve asıl borca bağlı nitelik taşıyan bir teminat sözleşmesidir. Kefilin sorumluluğu, asıl borcun varlığına ve geçerliliğine bağlıdır. Asıl borç geçersiz ise kefalet de geçersiz olur.

Kefalet, fer’i bir borç ilişkisidir. Bu özellik, kefilin sorumluluğunun asıl borçtan bağımsız şekilde doğmamasını ifade eder. Borçlu borcunu ifa ettiği sürece kefile başvurulamaz. Borç sona erdiğinde kefalet de sona erer.

Kefilin sorumluluğu, sözleşmede belirlenen azami miktar ile sınırlıdır. Kanun, kefilin belirsiz ve sınırsız bir yükümlülük altına girmesini engellemek amacıyla sorumluluk sınırının açıkça yazılmasını zorunlu kılmıştır. Bu sınır, kefaletin kapsamını belirler.

Alacaklı, borçlunun temerrüde düşmesi halinde kefile başvurabilir. Ancak kefalet türüne göre başvuru şartları değişir. Adi kefalette önce borçluya yönelme yükümlülüğü varken, müteselsil kefalette alacaklı doğrudan kefile başvurabilir.

Kefalet sözleşmesi hukuki niteliği itibarıyla ciddi mali risk barındırır. Bu nedenle sözleşmenin fer’i karakteri, sorumluluk sınırları ve başvuru koşulları net biçimde anlaşılmalıdır.

Kefalet Sözleşmesinin Geçerlilik Şartları

Kefalet sözleşmesi, kanunda sıkı şekil şartlarına bağlanmıştır. Bu şartlara uyulmaması halinde sözleşme kesin olarak geçersiz olur. Geçersiz bir kefalet taahhüdü, alacaklıya kefile başvurma imkanı vermez.

Yazılı Şekil Şartı

Kefalet sözleşmesi mutlaka yazılı olarak yapılmalıdır. Sözlü beyan veya tanık anlatımı ile kefalet ispat edilemez. Örneğin bir banka kredisi sırasında kefil olduğunu sözlü olarak beyan eden kişi, yazılı ve imzalı bir belge yoksa kefil sayılmaz.

Yazılı şekil şartı basit yazılı şekildir. Ancak kanun, bazı unsurların kefilin kendi el yazısı ile yazılmasını zorunlu tutar. Bu husus uygulamada sıkça gözden kaçırılır.

Azami Sorumluluk Miktarının Belirtilmesi

Kefilin sorumlu olacağı azami miktar açıkça gösterilmelidir. Bu miktar kefilin el yazısı ile yazılmalıdır. Örneğin kredi borcu 500.000 TL ise kefalet metninde “beşyüzbin Türk Lirasına kadar sorumluyum” ibaresi bulunmalıdır. Sadece matbu metin içinde yer alan bir rakam yeterli kabul edilmez.

Azami miktarın hiç yazılmaması halinde kefalet geçersizdir. Miktarın boş bırakıldığı veya sonradan doldurulduğu durumlarda da geçersizlik söz konusu olur. Bu tür eksiklikler mahkeme tarafından resen dikkate alınır.

Tarih Unsuru

Kefalet sözleşmesinde tarih bulunması zorunludur. Tarih, kefilin el yazısı ile yazılmalıdır. Örneğin 15.03.2026 tarihli bir kredi sözleşmesine kefil olan kişi, kefalet taahhüdünün tarihini kendi el yazısı ile belirtmelidir. Tarih yazılmamışsa kefalet geçersiz sayılır.

Şekle Aykırılığın Sonucu

Yazılı şekle uyulmaması, azami miktarın belirtilmemesi, tarih eksikliği veya eş rızasının bulunmaması halinde kefalet sözleşmesi kesin hükümsüzdür. Bu durumda kefilin sorumluluğu doğmaz.

Uygulamada özellikle banka sözleşmelerinde matbu metinler kullanılır. Kefilin yalnızca imza atması yeterli değildir. El yazısı ile yazılması gereken unsurların eksiksiz olması gerekir. Bu teknik ayrıntılar, sözleşmenin geçerliliğini doğrudan etkiler.

Kefalet Türleri ve Garanti Sözleşmesinden Farkı

Kefalet sözleşmesi tek tip değildir. Kanun ve uygulama farklı kefalet türleri öngörür. Kefalet türü, alacaklının kefile hangi şartlarda başvurabileceğini belirler. Bu nedenle sözleşmede kullanılan ifade son derece önemlidir.

Adi Kefalet

Adi kefalette alacaklı, önce asıl borçluya başvurmak zorundadır. Borçludan tahsil imkanı bulunmadığı ortaya konulmadan kefile yönelik icra takibi başlatılamaz. Buna tartışma def’i denir.

Örneğin A kişisi B’ye borçludur, C ise adi kefildir. Alacaklı önce B hakkında icra takibi başlatmalı ve tahsil edemediğini göstermelidir. Borçlu hakkında haciz yapılmadan doğrudan kefile gidilmesi mümkün değildir.

Buna rağmen doğrudan doğruya kefile yönelik icra takibi başlatılmışsa, haksız icra takibi hükümleri uygulama alanı bulur.

Müteselsil Kefalet

Müteselsil kefalette alacaklı, borçluya başvurmadan doğrudan kefile yönelme hakkına sahiptir. Bu tür kefalet uygulamada en yaygın olanıdır. Banka kredilerinde çoğunlukla müteselsil kefalet tercih edilir.

Örneğin banka kredisi için iki kişi kefil olmuş ve sözleşmede müteselsil kefalet ibaresi yer almışsa, banka doğrudan kefile icra takibi başlatabilir. Borçluya önce başvurma zorunluluğu yoktur.

Birlikte Kefalet

Birden fazla kişinin aynı borç için kefil olması halinde birlikte kefalet söz konusu olur. Sözleşmede aksi belirtilmemişse kefiller kendi payları oranında sorumludur. Ancak müteselsil ibare varsa her biri borcun tamamından sorumlu hale gelir.

Örneğin üç kefilin bulunduğu bir sözleşmede müteselsil ibare yoksa her kefil azami sorumluluk miktarının kendi payı kadar kısmından sorumludur. Müteselsil ibare varsa alacaklı borcun tamamını tek bir kefilden talep edebilir.

Kefalet ile Garanti Sözleşmesi Arasındaki Fark

Uygulamada kefalet ile garanti sözleşmesi sıklıkla karıştırılır. Garanti sözleşmesi, asıl borçtan bağımsız bir taahhüt içerir. Garanti veren kişi, borçlu borcunu ödemese de belirli bir sonucu sağlamayı üstlenir.

Örneğin bir şirket yöneticisinin “şirket borcu ödenmezse ben ödeyeceğim” şeklindeki beyanı her zaman kefalet sayılmaz. Metnin içeriğine göre garanti sözleşmesi niteliği taşıyabilir. Bu durumda yazılı şekil ve eş rızası gibi kefalete özgü şartlar aranmayabilir.

Kefalet sözleşmesi fer’i nitelikte olup asıl borca bağlıdır. Garanti sözleşmesi ise bağımsız bir taahhüttür. Sözleşmenin metni, kullanılan ifadeler ve tarafların iradesi hukuki nitelendirmede belirleyicidir.

Yanlış nitelendirme ciddi sonuçlar doğurur. Kefalet olduğu düşünülerek şekil şartı aranmayan bir metin, mahkeme tarafından geçersiz kabul edilebilir. Bu nedenle sözleşme türünün doğru belirlenmesi önem taşır.

Kefilin Sorumluluğunun Kapsamı ve Eş Rızası

Kefalet sözleşmesi ile üstlenilen sorumluluk, asıl borca bağlı olmakla birlikte sınırsız değildir. Kefilin hangi borç kalemlerinden ve ne ölçüde sorumlu olduğu, sözleşmede yer alan hükümler ve kanuni sınırlamalar çerçevesinde belirlenir.

Asıl Borç, Faiz ve Fer’iler

Kefil, kural olarak asıl borçtan sorumludur. Bunun yanında sözleşmede açıkça belirtilmişse faiz, gecikme faizi ve takip giderleri de sorumluluk kapsamına dahil olabilir. Ancak bu kalemlerin de azami sorumluluk miktarı içinde kalması gerekir.

Örneğin azami sorumluluk miktarı 300.000 TL olarak belirlenen bir kefalette, asıl borç 250.000 TL olsa dahi faiz ve masraflarla birlikte bu tutar aşılamaz. Aşan kısım yönünden kefile başvurulamaz.

Zamanaşımı ve Borcun Sona Ermesinin Etkisi

Asıl borcun zamanaşımına uğraması halinde kefilin sorumluluğu da sona erer. Aynı şekilde borcun ifa edilmesi, ibra edilmesi veya geçerli bir şekilde ortadan kalkması durumunda kefalet ilişkisi de biter.

Örneğin borçlu borcunu tamamen ödemişse, kefil hakkında başlatılmış bir icra takibi hukuki dayanaktan yoksun hale gelir. Kefalet, asıl borçtan bağımsız şekilde ayakta kalmaz.

Eş Rızasının Hukuki Önemi

Evli bir kişinin kefil olabilmesi için eşinin yazılı rızası zorunludur. Bu rıza, kefalet sözleşmesinden önce veya en geç aynı anda verilmelidir. Sonradan alınan rıza geçerli kabul edilmez.

Eş rızası, ayrı bir belge ile verilebileceği gibi kefalet sözleşmesi üzerinde açık bir beyan şeklinde de düzenlenebilir. Rızanın kapsamı net olmalı ve hangi kefalet için verildiği anlaşılmalıdır.

Örneğin evli bir kişinin kardeşi için banka kredisine kefil olması halinde, eş rızası yoksa kefalet sözleşmesi geçersiz olur. Banka, kefile karşı talepte bulunamaz. Bu durum mahkeme tarafından resen dikkate alınır.

Eşin Rızası Aranmayan Haller

Ticari işletme sahibi olan kişinin işletmesiyle ilgili borçlar için verdiği kefaletlerde eş rızası aranmayabilir. Ancak bu istisna dar yorumlanır. Kefaletin gerçekten işletme faaliyeti ile doğrudan bağlantılı olması gerekir.

Ayrıca eşlerin birbirine kefil olması halinde de eş rızası şartı uygulanmaz. Bunun dışında kalan hallerde yazılı rıza kuraldır.

Eş rızasına ilişkin eksiklik, kefaletin baştan itibaren geçersiz sayılmasına yol açar. Bu nedenle uygulamada en sık karşılaşılan geçersizlik nedenlerinden biri bu husustur.

Kefilin Borçtan Kurtulma Halleri ve Alacaklıya Karşı İleri Sürebileceği Defiler

Kefalet sözleşmesi kefile sınırsız ve koşulsuz bir sorumluluk yüklemez. Kanun, kefile belirli savunma imkanları tanır. Bu imkanlar doğru kullanıldığında kefilin borçtan tamamen veya kısmen kurtulması mümkündür.

Asıl Borcun Sona Ermesi

Asıl borç herhangi bir sebeple sona erdiğinde kefalet de sona erer. Ödeme, ibra, takas veya yenileme gibi hallerde kefilin sorumluluğu ortadan kalkar.

Örneğin borçlu alacaklı ile anlaşarak borcun tamamını ödemişse, alacaklı daha sonra kefile başvuramaz. Aynı şekilde borç yenilenmiş ve önceki borç ortadan kalkmışsa kefalet de etkisini yitirir.

Zamanaşımı Def’i

Asıl borç zamanaşımına uğramışsa kefil de bu durumu ileri sürebilir. Zamanaşımı, alacağın dava yoluyla talep edilmesini engeller. Bu durumda kefilin sorumluluğu da fiilen ortadan kalkar.

Örneğin kredi borcu için öngörülen zamanaşımı süresi dolmuşsa, kefil zamanaşımı def’ini ileri sürerek sorumluluktan kurtulabilir.

Alacaklının Kusurlu Davranışı

Alacaklının, kefilin zararına olacak şekilde teminatları azaltması veya borçlunun mali durumunu ağırlaştıracak işlemler yapması halinde kefilin sorumluluğu etkilenebilir. Özellikle rehin gibi ek teminatların alacaklı tarafından ihmal edilmesi önem taşır.

Örneğin alacaklı, borçlunun malı üzerindeki rehin hakkını korumaz ve teminatı kaybederse, bu durum kefilin sorumluluğunu azaltabilir.

Asıl Borçluya Ait Defiler

Kefil, asıl borçlunun alacaklıya karşı sahip olduğu savunmaları ileri sürebilir. Buna def’i hakkı denir. Borcun geçersizliği, ifa edilmiş olması veya borcun henüz muaccel olmaması gibi hususlar kefil tarafından da ileri sürülebilir.

Örneğin sözleşme geçersiz ise veya borç henüz ödeme günü gelmediği için muaccel değilse, kefil bu savunmaları kullanabilir. Kefalet sözleşmesi asıl borca bağlı olduğu için bu defiler kefil açısından da geçerlidir.

Ancak kefil, borçlunun kişisel durumuna ilişkin savunmaları her zaman ileri süremez. Bu ayrım somut olayın özelliklerine göre değerlendirilir.

Kefilin savunma imkanlarının bilinmesi, özellikle icra takibi veya dava sürecinde önem taşır. Usule uygun şekilde ileri sürülmeyen defiler hak kaybına yol açabilir.

Kefalet Sözleşmesinde Risk Analizi ve İmzadan Önce Değerlendirme

Kefalet sözleşmesi, çoğu zaman güven ilişkisi içinde imzalanır. Ancak hukuki sonuçları güven ilişkisinden bağımsızdır. Kefil, borçlu borcunu ödemezse kendi malvarlığı ile sorumluluk altına girer. Bu sorumluluk, sözleşmede belirlenen azami miktar ile sınırlı olsa da ciddi mali sonuçlar doğurabilir.

Özellikle banka kredileri ve ticari borçlarda müteselsil kefalet tercih edilir. Bu durumda alacaklı doğrudan kefile başvurabilir. Borçlunun ödeme gücünün zayıflaması halinde tüm yük kefilin üzerine kalabilir.

Geçerlilik şartlarına uyulmayan bir kefalet sözleşmesi hükümsüzdür. Azami miktarın el yazısı ile yazılmaması, tarih eksikliği veya eş rızasının bulunmaması sözleşmeyi geçersiz kılar. Buna rağmen uygulamada birçok kişi bu teknik ayrıntıları bilmeden imza atmaktadır.

Kefil olacak kişinin borcun niteliğini, tutarını, vadesini ve olası faiz yükünü net biçimde bilmesi gerekir. Ayrıca eş rızası gerekip gerekmediği mutlaka değerlendirilmelidir. Aksi halde hem aile hukuku hem malvarlığı açısından ciddi sonuçlar ortaya çıkabilir.

Kefalet sözleşmesi imzalanmadan önce hukuki inceleme yapılması, riskin boyutunun anlaşılması ve sorumluluk sınırlarının açık biçimde belirlenmesi gerekir. Bu tür sözleşmeler, basit bir imza işlemi olarak görülmemelidir.

Av. Betül SAFSÖZ

Not: Bu makale yalnızca bilgilendirme amacı taşımakta olup, somut davalar için alanında uzman bir avukattan profesyonel destek alınmalıdır.

5/5 - (1 vote)
Ziyaretçi Yorumları

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

Bir Yorum Yazın

Bilgi almak için bizi arayabilirsiniz.
Whatsapp
Safsöz Hukuk Bürosu
Safsöz Hukuk Bürosu
Merhaba!
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
1